gezme görme izleme okuma yeme içme

22 Temmuz 2015 Çarşamba

KARŞI KOMŞU SAMOS



Frappe; Yunan'dan çıkmış bir dünya markası
Dilek yarımadasının tam karşısında bulunan Samos (bizim Sisam) ile en yakın mesafe 1km. Güvenlik sebebiyle buradan deniz yoluyla geçiş yapılmıyor. Bu sebeple oraya geçiş başta belirttiğimiz gibi Kuşadası Limanı’ndan yapılıyor. Samos’a feribotlar bahar aylarından itibaren başlıyor. Liman girişinde bulunan Meander Travel’dan gidiş dönüş biletini 55€’ya alarak, rüzgar durumuna göre 80 dakikalık bir yolculuk ile ulaşım yapılıyor. Kapıda vize uygulaması mevcut. Tabi ki önceden almak tavsiye.

Daha ilk görüşte anlaşılıyor ki adanın mimari yapısı renkli ve diğer Yunan adalarının aksine yemyeşil. Yalnız iniş limanı olan Vathi beklentileri karşılayamayabilir. Yapılacak en iyi şey öncelikle bir harita almak ve bir araç kiralamak. Araç kiraları diğer ülkelere göre makul, ayrıca ücretsiz olarak saatini uzatmanız için yardımcı oluyorlar. Tabi sezonuna göre önceden rezervasyon yapmak lazım.



Sonra ver elini Pythagorion
Matematikçi Pisagor’un doğduğu ve Unesco tarafından korunması gereken kültür merkezi olan Pitagoryo adanın antik merkezi. İlginizi çekiyorsa açık kapalı müzeler görülebilir. Öğle saatleri adanın siesta vakti olduğundan zamanınızı bu müzelerde geçirebilirsiniz.  



Uzunluğu 1km den fazla ve denize çıkan Eupalinos Tüneli, antik çağlardan kalma yapılardan biri. Kaçış ve saklanma amaçlı yapıldığı biliniyor. Bir     kısmına kadar girişi izin verilen tünel çok soğuk ve tek kişilik yürüyüşe izin veriyor. Pitogoryo tavernaları, yat limanı ve çokça hediyelik dükkanlar ile çok hareketli.  Gerçi ada sakinleri keyfine çok düşkün olduğundan gün erken bitiyor. Sanırım bu yüzden çalışırken somurtan birine rastlamak neredeyse imkansız. 

Yunanlılar mutfağımızı çalıyor diye dertlenmek de boşuna. Kesinlikle Türk usulü daha lezzetli. Yalnızca birkaç meze de ve deniz ürününde öne çıkıyorlar. Porsiyonlar büyük, fiyatlar göze batmıyor. Bölge misket üzümün doğum yeri olduğundan şarap tüketimi fazla, evlerde dahi yapılıyor. Yerlileri akşam yemeğini 9’dan önce yemiyor, ayak uydurmak için biraz çaba

Gel gelelim adanın en güzel, en renkli yeri Kokkari’ye.















Burası muhteşem. Alaçatı’nın deniz kenarındaki versiyonu diyebiliriz. Adanın genelde Yunan turistleri, gençleri burada. Sahil yolu, yan yana devam eden plajlardan oluşuyor. Tsamadou, Lemonakia bunların başlıcaları.Gün batımına kadar devam eden partilerde dans etmek tek kural :)                          


Ayrıca dilek yarımadasına en yakın Psili Amos Plajı var. Ama ne kadar denizi temizse de çoğu yer hep taşlık, en azından otopark ve plaj ücreti gibi cinliklere kimse yanaşmıyor




Şirin bir kıyı kasabası' tanımının her anlamda hakkını veren Kokkari’nin tepelerinde bulunan Manolates köyü adanın sanat ve kültür köyü. Araçla yaklaşık 30 dakika yavaşça dağa tırmanıyorsunuz. Manzara, gün batımı harika. Adanın diğer kısımları boş bir sayfiye halinde. pek bir numarası yok. 4 güne de tüm bunları sığdırmak mümkün.
















Yavaş Yavaş Akyaka

Akyaka’da 2 gün geçirmeye karar verdiğimizde, buraya gitmemizin en önemli sebebi izmir’e yakın olmasıydı. fakat sonra oraya gitmemle aslında uzun zamandır özlediğim tatili ve anları yaşadığımı söyleyebilirim.

azmak nehri kıyısında bir otelde, sahil kenarında bir çatı katında, ya da bizim gibi daha alternatif, keyifli ve sakin bir tatil düşününce de maden iskelesi çevresinde bulunan 3- 4 otelden birinde kalmak iyi fikir. bu otellerin hem kendi bahçeleri hem de iskeleye kurulmuş plajları var. müzikler güzel, doğa çam kokusunda, denizse evet soğuk ve oldukça berrak. fiyatlar diğer bölgeler ile kıyasladığımızda ucuz denecek şekilde düzenlenmiş. çoğu otelde kahvaltı dahil şeklinde konaklama yapılıyor. dışarıda yapılacak ve lezzetli denilecek herhangi bir kahvaltıdan farksız olduğunu söyleyebilirim. plaja menüden seçmeler serbest ve fiyatları da gayet makul. şımarıklık ve tembellik için muazzam. tatil demiştim değil mi :)



her akyaka tatilcisi; azmak nehrinde rakı balık yapıp ördekleri süzülüşünü izleyecektir şeklinde giriş yaptıktan sonra buraların bir istanbullu için olağanüstü, bir izmirli içinse sıradan olabileceğine kanaat getirdikten sonra fiyatlarında çok makul olduğunu söylemeden farklı alternatifler sunmak istiyorum. tabi bu asla azmak nehri kıyısından asla geçmeyin demek değil. 1 gece için ve bir seferlik kabul edilebilir ama 33’lük sıradan yerli biraya 16 tl bayıldıktan sonra bu bölgenin aslında turist düdükleyen bir işletmeler topluluğu olduğunu düşünmeye başladım. bahsettiğim yer aslında herkesin öve öve bitiremediği halil’in yeri. 10 yıl önce azmak nehri belki çok övülmediğinden şaşırtıcı ucuz bir şekilde ve çok da büyük porsiyonlara çok cüzi rakamlar ödemiştik ama işte 10 yıl sonra bira olayı benim bakışımı çok değiştirdi. 
Bu tatilimin favorisi otelimiz iskelem’ deki yoğurtlu ev patatesi ile çarşıda bulunan hotshot oldu. şefimiz uzun bir süre meksika yemekleri üzerine eğitim almış ve ürünleri de yurtdışından getiriyormuş. kokteylleri ve jellyshotlar pek hoştu.


Akyaka tam bir kite surf cenneti. eğitimin en kapsamlı yapıldığı yerlerden biri olan akyaka’da temel eğitim veriliyor. katılımcısı çok fazla, izlemesi bile ayrı güzel. emekli ya da orta yaş sayfiye yeri demeye dilim varmıyor çünkü esnafından tatilcisine herkes genç ya da genç görünüyor.

Ege kasabalarının en güzel yanı, doğanın eli açıklığı ve sana sunduklarının çeşitliliği. kimisi limonu kurutmuş koluna takmış, kimisi karanfilleri ipten geçirmiş, kimisi taşları yapıştırmış boyamış, kimisi gördüğünü çizmiş, kimi de çam ağacı kozalağından küpeler yapmış. evet hepsini yapabilirsin, belki o bedel etmediğini düşünebilirsin ama kim işten döndüğü evinde limonu salataya sıkmaktan başka bir şey görebiliyor değil mi? burada yaşayan insanlar bunları yapıyor ve uzunca bir yol yaratıcılıklarını sunan insanların tezgahlarıyla dolu. 


bence tatilde olduğunu hissettiren en güzel detay oradan kendine hediye ettiğin örgü bilekliğinle gezmekle eş değer.


gece çıktık ne yapıyoruz bölümümüzde ise tabiki önce bir çarşı turu ardından çok sevdiğimiz ve sörf eğitimlerinin de yapıldığı no:22 riders ınn otelin sahildeki barına. bazı geceler canlı müzikte oluyormuş ama biz kendimizi dj partisinde bulduk. bahsettiğim müzik cıstak müziklerden değil. tüm dünyayı dolaşırmışçasına her telden çalıyorlar. fakat barımızı 12 ‘de elveda diyor “hayırrrrr” sesleri eşliğinde. burası cittaslow ve yüksek ses saatimiz gece 12, içki servisi için son saat ise gece 2. böylece; oradaki toplulukla birlikte kendimizi poison pub’a atıyoruz. eğlenmeye devam, herkes sanki yazlık arkadaşıymışçasına güler yüzlü ve samimi. barmenler gece 2’ye yakın herkese neden kapandıklarını anlatmaya çalışıyor tüm anlayışlılıklarıyla. her gece insanları iknaya çabalamak da bir hayli zor olmalı diyerek ve ben de anlamayarak buradan ayrılıyorum. otellerinde geceyi uzatmaya çalışanlar arasından geçerek iyi ki gelmişim içsesiyle geceyi sonlandırıyorum.  Evet, dönüş yolundaki virajlar kamyonlarla biraz korkutucu.