hisarönü'nü geçip, orhaniye üzerinden selimiye ulaştık. aç olduğumuzdan hanımın yeri'nde gözlemeyi mideye indirdik, lezzetinden iki tane de yiyebilirdik. araçla sahile inilemediğinden otellerin arkasından sonuna kadar yol yapıp sahilde bir otele yerleştik. denizi görmeyen bir oda bulmak köyde oldukça zor, bulmak istiyor muyuz hayır.
haziran ayı, köy için en muazzam zamanlardan biri kanımca. yerleşik yaşayan esnafa göre temmuz ve ağustos ayları oldukça sıcak ve basık fakat tatilcilerin neden bu mevsimi seçtiğini anlamadıklarından muzdariplermiş. derde bak.
sahilde şöyle kıyıdan kıyıdan turladık, koyumuz çok sakin taaki gece başlayan fırtınaya kadar. uzaktan bakınca çok küçük gibi görünen koydaki sahilimiz uzadıkça uzayan takıcılar, seramik ve tasarımcıların dükkanlarıyla dolu. deniz ürünleri ve mezeler binbir türlü üstelik oldukça lezzetli. diğer balıkçılara nazaran ön plana çıkan sardunyanın adı olduğu kadar, tadı da baya yerinde. rezervasyonumuzu yürüyüş esnasında yaptırdık, yedik içtik. kayra vintage chardonnay içip aşık oldum. tatmamıştım bilemezdim. sarhoş oldum.
gece için fazla alternatif olmasa da "gelirken üstünüze birşeyler alın" diyen bar işletmecisinin sözüne uyarak piano bar'da ki masa da yerimizi aldık. yazın nasıl olur bilmem ama masaların üçte biri dolu haliyle oldukça rahat ettik kokteyller geldi gitti. esra kayıkçı ve pianist umut ünleyeni tanıma şansı edindim. müthiş bi ekip olmuşlardı. harika çalıp söylüyorlardı.
tatile en az planla gidip, yine çok eğlendim. bir kez daha denendi. başarılı.
